acı varlığa, var olmanın anısına, bütün olduğumuz son ana ve hemen sonrasına dairken  ego-death yaşayabileceğimiz psikedelik vs. deneyimler varolacağımız son ana ve hemen sonrasına dairdir. bunlar arasındaki fark evren diye bildiğimiz şeydir. 

Yorumlar

  1. bir kişinin acısına baktığımda milyon yıllık acının hemen aklımı doldurması da bence aslında bununla alakalı. tüm parçaların acısı, gördüğümüzde bütün-e işaret ediyor.

    YanıtlaSil
  2. tanrı niye bu kararı vermiş bilmiyorum. biz maalesef bu mirasla doğduk, kendimizi ve her şeyi sabote ettik. ben yine de varoluşu tercih ederim. tanrı bence parçalarını yaklaştırıp birleştirsin. bir anda, yok olmaktan sıkılıp.

    YanıtlaSil
  3. ancak şu var, acı varlığa dairdir. ve bilinçlerin etkileşimleri de varlığa dairdir.

    ikisi de aynı şeyle bağlantılı olmasına rağmen paylaştığımız acıyla ilişkimiz değişiyor. ‎ azalıyor?? bunu nasıl açıklardım? üzerime geliyorken sezdiğim, karşısında sesimin çıkmadığı acı tabii ki daha…

    paylaşınca, iki parça arasındaki aradaki mesafede - iki parçayı birbirine bağlayan şeye- olan şey ne?

    YanıtlaSil
  4. parçaların etkileşimleri varlığa dair mi ki? acının varlığa dair oluşu kesin doğru olduğundan bu yanlış olmalı...

    parçalar, aralarındaki mesafede, tanrıdan kendilerine miras kalan bilinci-varolmayı-acıyı dağıtıp eritiyor mu?? bu durumda acıyı paylaşmak, acıyı tekrar elde edemeyeceğimiz hale getirerek -aradaki mesafede dağıtarak, yayılan ısının dağılıp gitmesi, geri kazanılamaması gibi- aslında evrenin sonuna, mutlak sıfıra, yok oluşa gitmemize yarıyor.

    bu durumda insan, en iyi paylaşımcı ise eğer, varoluşun verimli yok oluşuna sebep olurdu. bu da tanrının işine geliyor...
    ararken bulduğumuz acı, dağılıp gitmeli.

    bu yüzden varız.

    YanıtlaSil
  5. bu geceden itibaren, fark ettiğim-iz gerçeklik duhhism olarak tanımlanacak.

    YanıtlaSil
  6. bir başka yerden bakarsak, tanrı intiharından o an pişman olmuş olabilir. yani başlattığı şeye rağmen eskiye dönmek istiyor olabilir. bu durumda parçalar birbirlerine dönmek isterdi.
    tanrı, eriyip giderken son anlarını yaşamaya çalışan bir zavallı olmalı. trajik varoluşumuz intiharın kendisiyken gidip bir şeyler peşinden koşmamız aslında onun acınası yakarışları. varoluşumuza lanet okumaktan aldığımız zevk belki de bundandır.

    YanıtlaSil
  7. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  8. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  9. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  10. parçalara ayrılmaya karar verdikten hemen sonra, daha parçaların sayısı bir yerine ikiyken ya da üç ya da dörtken
    O ilk defa kendisine dışarıdan baktı.
    daha az önce, şu an gördükleri, o-nundu. ancak şimdi, sanki birbirlerine dokunuyor gibi yakın olsalar da, birbirlerinin dışındalardı. tanrı, ilk defa, merak etti. diğer parçalar da onun gibi düşün-meye başlamışlar mıydı?
    o, diğer parçaların kendisini nasıl gördüğünü düşündü. gözlemlenebilir, onun için yeni bir sıfattı.

    parça sayısı pek artmamışken öbür parçasına uzandı, ve öbür parçanın da ona uzanmış olduğunu gördü. tanrı belirsizlik neymiş öğrenmişti ve belirsizliğin içindeki ilk çabası, olabilecek en iyi şekilde sonuçlanmıştı. tanrı ilk defa mutlu oldu.

    bir sonraki bölünmeyle birlikte Varlık oranında bir azalma olmuş gibi hissetmedi. yine o kendisiydi. (sonsuz olanı istediğin kadar böl, yine sonsuz olacaktır)
    az önceki halinden çıkagelmiş diğer parçalar da, aynı miktarda var- hissediyor olmalılardı. tanrının içini, bunun böyle süreceğine dair bir korku doldurdu.
    intihar ederkenki amacı, -artık var olmamak-tı.
    kontrolü eline almak istedi, ancak olaylar çoktan başlamış, tek başına asla düzeltemeyeceği bir hale gelmişti. bir diğer parçayı sıkıca tuttu. tanrı ilk defa çaresiz hissetti, ağladı. çünkü verdiği karar, diğerlerini ondan zorunlu olarak koparacaktı.

    ancak tuttuğu parçayı bırakmadı. onunla yokluk içinde savruldular ve diğerlerinden uzaklaştılar. bu iki parça, milyar yıllar boyunca, bölüne bölüne, kendi içlerinde de sonsuz parçaya ayrıldılar. artık onları ayrı ayrı parçalar olarak görmek imkansızdı, birbirleri içine yayılmışlardı. iki parça da kendi içinde bir diğerini barındırıyordu. bazı yerlerde yoğunlardı, ve yoğun oldukları yerlerde birbirlerine sürekli değiyorlardı. bazısı daha fazla dağılmamak için birbirlerini tutmaya çalışıyordu...
    ve bu tutuşanlar dünyada, insanların içinde ve tüm varlıklarda varlar.

    (hissettiğimiz her an tanrıdan geri kalan şeyin titremesinden ya da yoğunlaşıp dağılmasından ibaret, diğer varlıklar da, en azından, -var olmayı- deneyimleyip duruyorlar)


    ve bizler, bazen tutulan tanrıya, bazen de onu tutan tanrıya benziyoruz.
    uzanan tanrı gibi, belirsizlik içinde çaresizce tutacak bir şey arıyoruz, uzanılan tanrı gibi bazen, mutlu oluyoruz.
    kendimiz buyuz diye sınırlarını çizdiğimiz, ufacık şeylerden oluşan bize, ve bizim dışımızda olarak gördüğümüz o bir sürü şeye baktığımızda ne hissediyoruz? tanrı bile diğerleri karşısında ufacık hissetmedi mi? ancak onlara uzanırkenki yakarışlarımız, gerçeğe dair ipuçları olabilir.

    -
    duhhistler bin yıllardır stoacılardan nefret edegelmişlerdir.
    -


    ......




    YanıtlaSil
  11. bu salak şey neyi açıklıyor ki? koca bir sıfır! bugün itibariyle duhhism rafa kaldırıldı. acı karşısında kavrulan canlı'dan başka.gerçeğe dair ne anlatabiliriz. duhhism de dahil hiçbir büyük hikaye, ufacık bir an kadar canlanmıyor kafamda. lanetli varoluşumuz sürüp dursun, boşuna yaşamaya devam edeyim ben.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder