Melankoli Kalacak
Melankolinin narsistik yaralanmalar yüzünden oluştuğunu söylüyor Serol Teber, Melankoli kitabında. Kişinin kendine bakışındaki önemli değişiklikler, beraberinde melankoli gibi eşlikçi duygular getiriyor. Bu yoruma uygun başka bir duygu daha var bence: huşu. İki duygu da bir aşkınlık hissinden doğuyor - kişinin kendisinden daha büyük bir şeyin huzurunda olma hissi. Bu yüzden melankoli ve huşuyu, aynı paranın iki yüzü olarak görüyorum. Melankoli yasa, kedere benzer şekilde gösterir kendini insanda. Huşu ise bir kış akşamı balkona çıkıp şöyle dışarıya baktığımda hissettiğim huzurdur. Huşu içimi doldurmuşken bir fikir çok derinlerde döner durur: tüm bunlar, ben olmasam da, aynen bu şekilde devam edebilir. Ve ne kadar hoş bir şeydir bu. Melankolik anlarda ise "Böyle bir şey olamaz." demek istesem de içten içe, umutsuz bir kabullenmeyle böyle bir şeyin tam da öyle olabileceğini bilirim. Benim dünyayı değiştirmem mümkün değildir, her şey olduğu gibidir. Ve ne kadar iğrençtir bu. İki duyguda da bu büyük dünyanın içinde aslında ne kadar küçük olduğumuzu fark ediyoruz. İkisi de aslında çaresiz hissettiriyor.
Melankolinin bir özelliği de insanı zorla kendi içine kaçırması. Günlerim, uzun zamandır melankoli hissiyle dolu ve tam anlamıyla içime kaçmış haldeyim. Birkaç dakika sürecek mutlulukların arasına bile melankoli karışmış durumda. Çaresizlik kendini gösteriyor, andan koparıyor beni. Sürekli olarak yalnız hissediyorum. Melankolik karakterle lanetlenmiş biri için yapılacak tek şey muhtemelen kendisi gibileri aramak. Belki de bu yüzden bu kitap ilgimi çekti. Melankoli, kitap listesinde parlıyordu gözüme. Yazarı Serol Teber hakkında okudum biraz. Kendisi de melankolik bir kişilik. Hayatı boyu bununla yaşamış. En sonunda ölümü, kendi eliyle gelmiş. Melankoli için bazen intihar da ettiren tek kişilik bir başkaldırıdır diyor bu kitabında, yanlış bir hayatın doğru yaşanamayacağını içten içe sezinleyenlerin vazgeçen, yadsıyan başkaldırısı... Ben de bu sezgiyle lanetlenmiş haldeyim. Bu sezgiyi fark edişim birkaç ay öncesine dayanıyor, sezginin kendisi belki de her zaman içimde olsa da. Her zaman doğru bir hayat için doğru bir amaç bulmam gerektiğini düşünürdüm. Ama ne zaman bir anlama tamamen bağlanacak olsam o anlam elimden kayıp giderdi. Gene de yenisini bulmak için adım atmayı başarırdım. Birkaç ay önce bu süreç son buldu. Sezgi kendini ağlama krizleri olarak göstermeye başladı. Haftanın birkaç günü ağlamamı durduramıyor hale geliyordum. Daha önceleri hiç böyle şeyler olmamıştı. Artık öyle istediğim gibi şalterleri indiremiyordum ve artık yapayalnız hissediyordum. Oldukça ani ve sert girmişti hayatıma tüm bunlar. Bünyem kaldıramamıştı sanırım, şu an daha iyiyim. Bir şekilde buna da alıştım. Bir anlam aramıyorum ve bununla barışığım. Dalgalara karşı gelmiyorum, onlara kendimi bırakıyorum. Melankoli ise asla gitmeyecek gibi çünkü mutsuzluğu ve yalnızlığı kabullenebilmek oldukça melankolik bir davranış. Mutsuzluğunla mutlu olmak, melankoli...
Kendini bir anlama bırakmak, huşu hissi için gereklidir. Etrafına baktığında düzenin izlerini gördüğünü sanırsın mesela. Hayatını yaşamaya değer şekilde kullanmışsındır. Bunun huzuru içini doldurur. Bu hissi arıyordum ve huşuyu ararken karşıma çıkan onun öbür yüzü oldu. Ve onu gören, bir daha asla, tersini göremeyecek hale geliyor. Melankoli öyle bir şey ki diğer duygular önce onun filtresinden geçiyor, beyaz ışığın renkli filtreden geçişi gibi. Bu duruma düştüm. Dünyadaki acıyı ve sefaleti fark ettim, artık bunlardan başkasını göremeyecek hale geldim. Melankoli daha kalacak gibi duruyor. İçimdeki sessizlik sürecek daha. Ben, yaralı bir şekilde, etraftaki hayhuyun içinde dolanmaya devam edeceğim. Ve her şey, akmaya devam edecek. Ne iğrenç...

Yorumlar
Yorum Gönder